Kızıl Ufuk Işık

Kızıl Ufuk Işık

Red Horizon Light Series, Bölüm 1

Çölün ortasındaki gizli bir mağarada büyüyen Exa, bir gece imkânsız bir şey görür: gökyüzünden inen bir ışık, ardından bir uzay mekiği. Kimseye anlatamadığı bu sırrı içinde taşırken, arkadaşlarıyla girdiği ortak bir rüya onları hiç beklemedikleri bir yere — ve birbirlerinden çok daha büyük bir gerçeğe — sürükler. Kızıl Ufuk Işık Serisi'nin ilk hikayesi, rüyanın nerede bittiğini, gerçeğin nerede başladığını sorgulatıyor.


Kafası yine karışıktı. Buz gibi kumlar arasında, diğerlerinin bıraktığı izi kaybetmemek için ayağını sürükleyerek ilerleyen Exa, önündekileri takip etmeye çalışıyordu. Onlardan geri kalacağının farkında olmasına rağmen bir şekilde hızını arttıramıyor, daha şimdiden geride kaldığı için yiyeceği azara kendisini hazırlıyordu. Kafası karışıktı çünkü ışığı görmüştü. Gökyüzünden süzülüp gelen bir ışık. En garibi ise ışıkla birlikte yere konan uzay mekiğiydi. Şaşkınlıkla izlemişti onu. Daha önce belki kimsenin görmediği bir şeye şahit olmuştu. Tam diğerlerine söyleyecekken, mekikten inen kişi onun kendisini izlediğini fark etmiş ve mekiğin ışıklarını kapatmıştı. Yine her taraf zifiri karanlığa bürünmüştü. Ne olurdu, yanındaki büyükleri de başlarını geriye çevirip mekiği görselerdi? O zaman kimseye bir şey açıklamak zorunda hissetmeyecekti kendisini. Fakat olmadı. O kısa zaman diliminde ne olduysa, tüm hepsinin şahidi kendisi olmuştu. Başkaları da orada bulunuyordu fakat olup bitene karşı tüm ilgi ve alakaları kapalıydı. Onların tek derdi, mağaradan çıkardıkları cesedi gömmekti — çölün ortasında hayatta kalmanın bedeliydi bu, aralarında konuşulmadan yapılan, artık alışılmış bir görev. Gömer gömmez de mağaraya geri dönmek. Dışarısı koca bir çöldü. Pek yapacak bir şey yoktu ve mağara onlar için vazgeçilemezdi.

"Exa" diye bağırdı ileriden bir ses.

"Exa, çok geride kaldın. Seni kaybedersek bulamayız. Lütfen yanımızda olmaya çalış."

Seslenen mağaradakilerin başında bulunan Raven'den başkası değildi. Mağarada Exa ile yakından ilgilenen ve onun gelişimini sağlamak için uğraşan az sayıdaki kişilerden biriydi.

"Geliyorum" dedi Exa, "Geliyorum, sadece ayağım çok dondu. Sizin kadar hızlı hareket edemiyorum."

Exa ve diğerlerinin başında en bilge dedikleri ustaları vardı. Yaşça aralarında en büyükleriydi. Rüyaya dalıp başka bir yerlerden haber veriyordu. Daha önce onu merakla dinliyorlardı. Fakat şimdi her şey çok farklıydı. Aynı şeyleri tekrar tekrar anlatır olmuştu. Pek de yapacakları bir şey olmadığından sadece dinliyor gibi görünerek ustalarını izliyorlardı.

Exa, arkadaşları ile daha önce pek çok kez rüyaya dalmayı denedi. Başarılı da oldu. Ama bir türlü ustaları gibi yapamıyordu. Ustaları rüyaya dalıp, gördüklerini anlatırken, o anlatamıyordu.

Exa ve arkadaşları rüyalarında hep farklı yerler görürlerdi. Hiçbir zaman aynı yeri tekrar görememişlerdi. Veya birinin gördüğünü diğeri de görmemişti. Fakat başlarındaki ustanın hep aynı şeyi görmesi onlar için bir yandan sıkıcı, diğer yandan ise merak konusuydu. Ustaları nasıl olur da aynı şeyi tekrar tekrar görebiliyordu ve daha ilginci gördüğü şeyi yeni bir şey görüyormuş gibi onlara anlatıyordu.

Exa, mağaraya en son girerken kapıyı sağlamca kapatmak için tüm gayreti ile çabaladı. Onun titreyen elleri ile kapıyı kapatmaya çalışmasını gören Raven, geri gelip Exa'ya yardım etti, ardından kendi odasına döndü.

Exa, Raven'den uzaklaştıktan sonra kendi odasının bulunduğu koridora doğru yöneldi. Arkadaşı Akuji, onu, odasının girişinde bekliyordu. Yanında diğer arkadaşlarını da getirmişti. Darcy ve Lisha. Hepsinin yaşı birbirine yakındı ve dördü birbirlerinin en yakın arkadaşıydı. Bir araya gelip toplanmayı seviyorlar ve kendilerince bir şeylerle uğraşıyorlardı.

"Hoş geldiniz" dedi Exa, her birini teker teker selamlayarak.

Bir süre önce birlikte rüyaya dalıp, aynı yeri rüyalarında görmek için çalışmaya başlamışlardı. Her denemelerinde başarısız olmuşlardı ama zaman geçtikçe tecrübe kazandıkları da açıktı. Bugünse farklıydı.

Exa heyecanla kafasındaki planı anlatır:

— Arkadaşlar, bugün taktiklerimizi geliştirip farklı bir plan uygulayacağız. Gideceğimiz yeri ortak belirleyeceğiz ve her birimiz aynı yeri düşleyerek rüyaya dalacağız. Bir başkasının sözleri ile değil, kendi isteğimizle. Her birimiz yalnızken yaptığımız gibi.

Onları bu gezegene bırakan atalarının şu an nerede ve ne durumda olduğunu en çok merak etmektedirler. Birlikte büyüklerinin tabiriyle boyut yolculuğuna, Exa'nın tabiri ile ise rüya görmeye dalarlar. Her biri atalarının bulunduğu yeri görmek istemiştir. Bu sefer grup lideri Lisha'dır.

Lisha gözlerini açtığında büyük bir beton yapının damında kurulmuş çok sayıda terastan birinde olduğunu görür. Üstünde olduğu bina kale duvarı gibi uzayıp gitmektedir. Arkadaşlar, neredesiniz? diye seslenir — sesi kendi kulağından değil, doğrudan aklının içinden çıkmış gibidir. Darcy, Akuji ve Exa'dan çok ilginç bir cevap gelir; onların sesleri de aynı şekilde, sanki kendi düşüncesinin bir parçasıymış gibi belirir kafasında. Her biri de beton bir yapının üstünde olduklarını söylemektedir. Sesler kulaktan değil, doğrudan zihinden geliyordu; göremedikleri bu an, her biri diğerinin iç sesine bir kapı aralamıştı sanki. Tüm hepsi birbirini bu şekilde duyduğundan, hep birlikte heyecanlanırlar ve bu sefer başardıklarından emindirler.

Ben bir terastayım. Bu kadar büyük bir yapı görmemiştim, der Exa'nın sesi Lisha'nın kafasında. Diğerleri de terastadır. Bu onlar için büyük bir gündür. Artık başkalarının başaramadığını başarmışlardır fakat Darcy'nin aklına bir soru gelir. Arkadaşlar, peki başardıysak, aynı yerdeysek, siz neredesiniz? Kendimden başkası yok burada.

Exa etrafına bakar ve Darcy'nin haklı olduğunu fark eder. Belki, der, belki aynı yerdeyiz ama içinde olduğumuz teras farklıdır. Birbirimizi bulmamız lazım.

Ben pek birbirimizi bulabileceğimizden emin değilim, der Lisha.

— Neden bulamıyoruz?

— Görmüyor musunuz, aynı terastayız?

— Nasıl emin olabilirsin?

— Her bir terasın numarası var. Burada 133 yazıyor.

Benimkinde de 133 yazıyor, der Exa. Etrafa bakar, yapı büyük olmasına rağmen içinde olduğu teras küçüktür. 133 yazısının karşısına gelir ve neredeysen çık Lisha, oyunun sırası değil, der.

Lisha umutsuzca: Exa, anlamıyorsun. Ben de 133'üncü terastayım. 133 yazısının karşısında. Senin burada olman lazımdı. Aynı yere geldik fakat seni göremiyorum, der.

Henüz dinlemekte olan Darcy ve Akuji sessizliklerini bozarlar ve kendilerinin de 133'üncü terasta olduklarını söylerler.

Alışık olmadıkları bu durum onları bir hayli korkutmuştur. Hep birlikte rüyadan çıkmak isterler çünkü bugün fazlası ile garipliklerle karşılaşmış ve korkmuşlardır. Lisha geri dönmek ve uyanmak için arkadaşlarına komut verir fakat hiçbir şey olmamıştır. Hepsi hala oldukları yerdedir ve bir türlü kendi mağaralarında gözlerini açamamaktadırlar. İçinde bulundukları yere hapsolmuşlardır.

Darcy yan taraftaki kapıyı fark eder. Kapıyı açar ve geniş bir koridora çıkar. Etrafta hiç kimse yoktur. Koridorda bir süre yürüdükten sonra hangar kapısı gibi bir yere ulaşır. Kapıdan geçince karşısında büyük bir sürpriz belirir. Kapının devamında balkon gibi binanın dışına çıkan bir çıkıntı vardır ve üstünde de bir uzay mekiği bulunmaktadır. Her hali ile pist olarak kullanıldığı belli olan yere çıkar ve uzay mekiğine yaklaşır. İçinde kimse yoktur. Arkadaşlarına seslenerek bir mekik bulduğunu söyler. Tarif ettiği şekilde diğer üçü de aynı yolu takip ederler ve mekiğe ulaşırlar. Hala birbirlerini görememektedirler fakat etraflarındaki her şey aynıdır. Sanki farklı zamanlarda, aynı yere gelmiş gibilerdir. Exa: Harika, şimdiye kadar hiçbir rüyada mekik kullanmamıştım. Belki bulunduğumuz alanda göremediğimiz bir güç sebebiyle rüyadan uyanmamız engelleniyordur. Mekiğe binip bu bölgeden hatta bu gezegenden uzaklaşırsak, belki tekrar uyanabiliriz, der.

Her biri aynı mekiğin aynı pilot koltuğuna oturur ve oradan uzaklaşırlar. Uzunca bir süre bulundukları gezegenden uzaklaştıktan sonra yorgunluklarına yenik düşerler ve mekikte uyuya kalırlar. Mekik ise hala yoluna devam etmektedir.

Exa uykulu gözlerle uyanır. Etrafa bakar, odasındadır. Mağaradaki odasında. Arkadaşlarının da yanında uyumakta olduğunu fark eder. Hepsini uyandırır. Korku dolu gözlerle birbirlerine bakmaktadırlar. Çünkü hepsi aynı rüyayı görmüş, aynı rüyada bir süreliğine hapsolmuşlardır. Bir süre kendi kendilerine gelmeyi beklerler ve yaşadıklarını kimseye anlatmamaya karar verirler. Ne de olsa mağaradadırlar ve tüm sorun çözülmüştür.

Ertesi günün sabahı, Raven dışarı çıkmak için kapıya yönelir. Dışarıya çıkıp, çöl de olsa yeni yeni aydınlanan etrafı görmek ister. Kapıyı açmak için kapı kolunu çevirir fakat kapı açılmaz. Dışarıya doğru açılan kapıya tekrar yüklenir fakat bir türlü açamaz. Bir önceki gün Exa'nın kapıyı kapatması için ona yardım ettiği aklına gelir. "Ne kadar da sağlam kapatmışız" der içinden. Koridorda gezen diğerlerinden yardım ister. Hep beraber kapıya yüklenirler. Fakat bir türlü açılmaz. Kapı bir milim bile yerinden oynamamaktadır. Raven yanına içinde Exa'nın da olduğu bir grubu alır ve mağaranın diğer tarafında olan kapıya doğru yönelir. Uzunca bir yürüyüş sonrası kapıya ulaşırlar. Uzun zamandır kullanılmamış olmasına rağmen kapı açılır. Dışarı çıkarak ana kapıya doğru yönelirler. Kapının açılmasını engelleyen şeyin ne olduğunu bulmaları gerekmektedir.

Dışarıda yeni doğan güneş ile birlikte çölde ilerlerler ve ana kapıya doğru yaklaşırlar. Kapıya yaklaştıkça şaşkın gözlerle bakmaya başlamışlardır. Kapının tam üstüne park etmiş bir mekik vardır. Hepsi inanamayan gözlerle birbirlerine bakarken, içlerindeki gençler koşarak mekiğe doğru ilerlerler. Etrafında kimse yoktur. İçi de boştur. Exa mekiğe yaklaştığında şaşkınlığını gizleyemez. Mekik, bire bir kendi rüyasında gördüğü mekiğe benzemektedir. İçinden geçirir: ya bu, o karanlık gecede gördüğü mekikse? Ya pilotu hâlâ bir yerlerdeyse? Emin olamaz ama içindeki tedirginlik büyür. Raven mekiğe binerek onu mağara kapısından uzaklaştırır. Kapının açılması ile diğerleri de merakla dışarı çıkarlar. Her biri hayret içindedir. İlk defa dışarıdan gelen bir mekikle karşılaşmışlardır. Bu sırada Exa'nın arkadaşları da yanına gelir ve onun şaşkınlığını onlar da yaşarlar. Bir farkla. Exa onlardan farklı olarak, bulundukları gezegende daha önce de mekik görmüştür. Hem de pilotuyla birlikte.

Mağaradan çıkan tüm grup üyeleri birbirleri ile mekiğin oraya nasıl geldiğini ve normalde gizli olan mağara kapısını nasıl bulup da tam üstüne konduğunu tartışırken gökyüzünde birdenbire 3 yabancı mekik daha belirir. Bulundukları yere yönelmişlerdir ve içlerinden biri inişe geçmek üzeredir.

Bir grup korkarak tünele geri girer ve kapısını kapatır fakat saklanmak için artık geçtir. Yerleri, gelen mekiktekiler tarafından tespit edilmiştir. Dışarıda kalanlar ve yerdeki yabancı mekik de bulundukları yeri açık bir şekilde göstermektedir.

Üç mekikten biri yere iniş yapar ve diğerleri havada kalırlar. İniş yapan mekikten beş kişi çıkar. Bilmedikleri sayıdaki geri kalan personel, mekiğin içinde beklemektedir. Beş kişi mağaradan çıkanlara doğru yaklaşır.

"Merhaba, ben Harun, galaksinin bu tarafındaki gezegenlerden sorumlu birimde subayım. Bu gezegende yaşayan insanlar olduğundan habersizdik. Burada kendinizi tespit ettirmeden nasıl yaşamınızı sürdürüyorsunuz?" diye sorar.

Şaşırmış olan Raven, Harun'a yaklaşarak, "Biz de bu gezegende unutulmuş olduğumuzu düşünüyorduk. Bu mağarada yaşıyoruz. Atalarımız bize bunu uygun görmüşler." der.

Raven, merakına yenik düşer ve Harun'a aklına takılan soruyu sorar.

— Bizi nasıl buldunuz?

— Aslında sizi bulmadık. Uzay gemimizle devriye gezerken yabancı bir mekiği tespit ettik. Bir anda radarda belirmişti. Işınlanmış olabileceğini düşündük ve mekiği takip ettik. Gezegeninize iniş yapınca 3 mekik dolusu adamla buraya geldik.

— Bu sayede bizi buldunuz. Teşekkürler fakat mekikte aradığınızı bulamayacaksınız sanırım. Zira içinde hiçbir pilot yoktu.

— Pilotsuz olması imkânsız. Mekik zaten bildiğimiz filolara ait değil. Yabancı. Bilinmeyen bir yerden geliyor olmalı. Onu incelememize fırsat verin.

Uzakta duran Exa ve arkadaşları, mekiklerle gelen Harun ve ekibinin yabancı mekiği incelemelerini izlerken, gökyüzünde güvenliği sağlayan diğer iki mekiğe bakarlar. Onlar da kendileri için yabancıdır çünkü. Darcy, "Yerdeki mekik tıpkı rüyamda kullandığım mekik gibi. Hiçbir farkı yok. Acaba yaşadıklarımızı söylemeli miyiz?" diye sorar. Exa, gergin bakışla "Şimdi sırası değil" deyip konuşmamaları için onları uyarır.

Harun ve ekibi, gezegende bulduğu Raven ve mağarada yaşayan herkesi gemilerine davet eder; üzerinde rahat bir yaşam sürülebilecek bir gezegene götürmeyi teklif eder. Mağara halkı için bu, kolayca verilebilecek bir karar değildir. İçlerinden bazıları, atalarının kendilerine emanet ettiği bu yeri terk etmenin bir tür vefasızlık olacağını düşünür; bazıları ise yıllardır süregelen zorlu yaşamdan zaten bıkmıştır. Ustaları uzun bir sessizliğin ardından, "Atalarımız bizi burada unutulalım diye bırakmadı," der, "sadece başka bir yol bulamadılar. Şimdi bir yol var." Bu sözler tereddüt edenleri de ikna etmeye yeter. Kısa bir müzakerenin ardından tüm mağara insanları teklife olumlu bakar.

Kısa bir süre uzay gemisinde yolculuk yaptıktan sonra Harun'un söylediği gezegene ulaşırlar ve oraya yerleşirler. Tamamen doğal yaşamın, ormanların ve denizlerin olduğu bu gezegende önceden yapılmış olan evlere yerleştirilmişlerdir. Tüm hepsi bu durumdan son derece memnundur; makine üretimi olmayan, doğal olarak yetişmiş meyveler bu memnuniyeti daha da pekiştirmiştir.

Exa gezegene yerleştikten bir süre sonra, şimdi sırası geldi deyip arkadaşları ile birlikte Raven'e, mağarada yaşadıkları tecrübeyi anlatır. İlk geceki mekiği ve pilotu gördüğünü de bu kez saklamadan ekler. Duydukları karşısında şok olan Raven korkulu gözlerle önce çocuklara bakar ve daha sonra bu durumdan ustalarını haberdar etmeleri gerektiğini söyler. Birlikte ustalarına söylediklerinde, geçmişte bir uzay gemisinde güvenlik görevlisi olarak vazife yapmış olan Tarık, ne yapacağını şaşırır.

Bir süre endişeli bakışlarla yere bakar, geçmişini zihninden geçirir. Sesi, az önceki babacan tonundan usulca uzaklaşıp ağırlaşır — sanki yıllardır sakladığı bir şeyi ilk kez yüksek sesle söylüyormuş gibidir. Çocuklara döner ve anlatmaya başlar:

— Siz geçmişin kapılarını araladınız ve buraya taşıdınız. Geçmişte TC-187 kodlu bir uzay gemisinde güvenlik görevlisiydim ve uzay korsanları gemiyi ele geçirmek için benim ve arkadaşlarımın kafamızda bulunan çiplere uzaktan eriştiler ve virüs yerleştirdiler. Hepimiz bir anda uykuya daldık ve kâbus gibi rüyalar görmeye başladık.

Raven'in yüzü sararır. Exa ile arkadaşları birbirlerine bakar, hiçbiri konuşmaya cesaret edemez.

— Başka bir boyutta bulunan bizden daha ileri bir medeniyetten gelmişlerdi ve gemi dahil her şeyimizi bir çırpıda kontrol altına almışlardı. Uzun uğraşlar sonucu gemimizi bize teslim ettiler fakat ayrılırken gemiye bulaştırdıkları virüsü temizlerken bizdeki çiplerdeki virüsü temizlemeyi unuttular. Biz de yabancı yazılımın etkisi ile durmadan rüyalar görüyorduk. Gördüğümüz rüyalar aslında bize dıştan etki eden virüs sebebiyleydi. Bizi mağaranın olduğu gezegene bıraktıklarında, o gezegen doğal yaşamın olduğu bir gezegendi. Sonrasında bilmediğimiz bir şeyler oldu ve doğal yaşam yok oldu. O mağaraya yerleştik.

Tarık burada bir an durur, sanki yıllardır ilk kez dile getirdiği bir şeyi toparlamaya çalışır gibidir.

— Sizler bizlerin çocuklarısınız ve sizlerde o çiplerden yok. Fakat yazılım atalarınızdan geçerek sizin beyninize sirayet etti ve virüs organik bir şekilde size yerleşti. Siz de bu sebeple bu rüyaları görüyordunuz ve sizi kontrol etmeye çalışıyorduk. Fakat anlaşılan o ki, size sadece rüya görmenizi sağlayan virüs geçmemiş. Korsanların elektronik cihazları kontrol etmesini sağlayan yazılım da bir şekilde size geçmiş ve denemelerinizle o gücün aktif olmasını sağlamışsınız. Mekiği bir pilot getirmedi. Onu siz getirdiniz. O mekiği çok iyi biliyorum. Unutmam mümkün değil. Onu diğer boyuttan bizim boyuta getirmişsiniz.

Exa'nın aklına o karanlık gecede gördüğü ışıklar gelir. Belki de her şey, sandığından çok daha önce başlamıştı.

— Yaptığınız şeyin büyüklüğünü anlamanız mümkün değil. Şimdi daha önceden bizden haberdar olan diğer boyuttakiler mekiğin izini sürecekler ve bu boyuta gelecekler. Kafamdaki çipin bana gösterdiği farklı rüyalara karşı direnç kazanmış ve onu o gösterdiği sabit anımla sınırlamışken, daha önce söylediğimin aksine o beni değil ben onu tesirim altına almaya çok az kalmışken diğer boyutun kapısını açtınız. Artık onların buraya gelmesi an meselesi.

Der ve kendi evine doğru yola koyulur. Barış içerisinde yaşayacağı az bir vakti kaldığının bilincindedir.

Hikâye devam edecek.


Bu Serideki Diğer Hikayeler

📖 Yayın tarihi: 15 Ağustos 2026

Başka dilde oku: EN

Kızıl Ufuk Işık — Osman Çin